Ali TOKER
FULYA YAYINLARI
2001
Fulya Yayınları
2001
Fatih Kitabevi
Sahaflar Çarşısı No:24- Beyazıt,İstanbul
Tel: 0212 511 62 42
MUKADDİME
Bismillahirrahmanirrahim
Allâh-u Azim’üş-şân’ ı, bütün noksan sıfatlardan tenzih ve bütün kemâl sıfatları ile tavsif ederiz.
Hamd-ü sena, ancak Allâh-u Teâla’ya mâhsus ve münhasırdır, O mülkünde adalet ve hâkkaniyyet üzere hükmeden padişah-ı lem-yezaldir, yarattıklarını dilediği her şeye zorlayıcı , istediğini zorla yaptırıcı, asileri kahredici, müminlerin ayıplarını ve günahlarını örtücü sultanımız ve her şeye gücü yeten kâdir-i mutlak ve ma’bud-u bil- hâk tır.
Bizleri, ta’ât ve ibadetine muvaffak kıldığı için de Allâh-u Telâlaya sena eyleriz. Bilerek veya bilmeyerek, yanılarak, hata ederek, gafletle unutarak işlediğimiz bütün günahlarımızdan, kötülüklerimizden, kusur ve noksanlarımızdan ötürü Allâh-u Telâ’dan bizlere af ve mağfiret buyurmasını niyâz eyleriz.
Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa Sallâlahu aleyhi ve sellem, O’nun kuludur ,seçkin ve güzide Resülüdür. Müminlerin büyük bir emn-ü emniyetle kendisine uyduğu zât-ı akdestir.O zât-ı akdes, kuşluk vaktinin güneşidir,karanlıkları aydınlatan parlak aydır, bütün yaratılmışların nûrudur,
Mi’râc-ı güzinde Kabe Kavseyn-i ev ednâ mâkamının sahibidir.İns ve cinnin peygamberidir, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevveredeki iki haremin Nebisidir, her iki kıblenin İmâmıdır, İmâm-ı Hasan ve İmâm-ı Hüseyn gibi iki seçkin torunun atasıdır,iki cihanın şefaâtçısıdır,
Mekke-i Mükerreme’de doğmuş Medine-Münevverede yerleşmiş mânen ve maddeten Pâk ve arınmış bir Nebi-i zişândır.
Allâhu Te’âla’nın salât ve selâmı o resul-ü zişânın üzerine olsun ki yıldızlar kadar yüksek ve parlak inciler kadar saf ve berrak güneş gibi ışıtıcı ve ısıtıcı Âlemlere nûr ve ışık saçıcı ay gibi aydınlatıcı nûr gibi nûrlandırıcı , müjdeliyici ve sevindirici bütün insanları kötülüklerden ve günahlardan alıkoymak için öğüt vererek hâk ve Hakikâte davet edici ve sözüne uymayanları ceza ve azapla korkutucu zulmetleri nûra gönülleri sürura iletici bir nûr kaynağıdır
Allâh-u Te’âla’nın salât ve selâmı onun , evlatlarının, Ashâbının, Ezvâc’ının ve kendisine tâbii olanların hepsinin üzerine olsun.
Allâh-u Te’âla,nın salât ve selâmı ondan sonra onun yolunu tutan onun izinden giden halifelerinin,de üzerine olsun o halifeler’ki her birisi rüşt sahibi hâktan ve Hâkikâtten aslâ ayrılmayan halkı irşad ve ikaz eyleyerek hidayete ulaştıran çok seçkin mutlu ve kutlu kişilerdir
Bu mümtaz halifelerden özellikle müminlerin Emiri Hz Ebû Bekir-is-Sıddıyk’ tan, Hz Ömer ibn-il Hattab’tan, Hz Osman İbn-il Affan Hz Ali bin Ebû Tâlib’ den Allâh-u Te’âla razı olsun.
Allâh-u Te’âla,nın selâm ve rahmeti o iki İmâmın üzerine olsun ,ki onlar kavimlerinin ulusu ve gerçek himmet sahibi idiler,
o iki kutlu ve mutlu emir o’iki şehid o iki mazlum
Allâh-u Te’âla ,Resul-ü mücteba ve bütün ehl-i iyman indinde gayet makbul olan o iki şehzâde o iki güneş o iki ay o iki dolunay o iki soylu ve asil insan kazayı İlâhiye,ye canı gönülden razı olan ve her belâya sabreden o iki kutlu ve mutlu emir Ebi Muhammed-il Hasan ve Ebi Abdullah-il Hüseyin den Allâh-u Te’âla râzı olsun.
Resul-ü Ekrem (Sav) Efendimizin muhterem amcaları ,ki gayet kerim fevkalâde cesur ve Şeci ve büyük birer insan olan Hz Hamza ve Hz Abbas ile bütün muhacirlere bütün Ensar-ı Kirâma bütün bunlara tabi olan seçkin ve iyi kişilere selâm olsun.
Allâh-u Te’âla onlardan ve bizlerden râzı olsun ve onlara kıyamete kadar ebediyyen ve devamlı olarak selâmet ihsan buyursun ve şânlarını yüceltsin (Amin)
Allâhım! Zâhirlerimizi senin hizmetinle ,bâtınlarımızı mârifetinle ,kalplerimizi muhabbetinle ,sırlarını müşahedenle ,ruhlarımızı yardım ve muavenetinle süsle ve güzelleştir.(Amin)
Dil derdine derman-ı devâdır Aşk-ı Muhammed (sav)
Uşşakka didâr sub-hu mesa ismi Muhammed (sav)
* * *
Cinlerle Beşer vechine hayrandır ol Şâhın
Cennet bağının goncasıdır ruy-i Muhammed (sav)
* * *
Hep dertli gönüller gece gündüz Aşıktır ol Şâha
Aşıkların kıblesidir şehri Muhammed (sav)
İmâm-ı Hasan (ra) Saadetle Buyurmuşlardır’ki
<< Ey Nas ! kişi sevdiği ile beraberdir. Hadisi Şerifi sizi yanıltmasın.çünkü sizler iyilere, onların Amelini işlemeden aslâ ulaşamazsınız. Yahudilerle , hıristiyanlar,da peygamberlerini seviyorlar fakat onlarla beraber değillerdir. Yani kısmen veya tamamen onların amellerine uymaksızın mücerred sevgi bir fayda vermez. >>
Abdullah Ensariyyül Hırevi (ks) Buyurmuşlardır’ki;
“ Her pirden bir söz ezberleyiniz eğer buna gücünüz yetmezse onların adlarını ezberleyiniz ki nasibdar olasınız.”
Hz. Pîr İbrahim Düssuki (ks) ise şöyle Buyurmuştur
“ Evliyânın Menâkıb’larını ve onların hallerini okumak derviş için faydalıdır ve onları dinlemekten aldığı kuvvet kendisi için bir muhafızdır’ki bu yolda sadece onların menkıbelerini dinlemekle kalmayacaklardır.hallerini yaşamaya çalışacaklardır.”
Hz Pîr Ebû’l Hasan ül Şazeli (ks) Buyurmuşlardır’ki
“ Tasavvuf bilgileriyle meşgul olup canlanamayan büyük günahlara müptela olarak ölür ”
Hz Aşkiyyül Cerrâhi (ks) Buyurmuşlardır’ki
“On iki İmâm efendilerimizi bilmeyen tanımıyan’dan derviş olmaz hatta adam olmaz. Buna güç yetmezse hiç olmazsa isimlerini ezberlemeli ve bilmelidir.”
Bu gün bize Pîr geldi gülleri tazeledi
Önü sıra kanberle Aliy,yel Mürteza geldi
Ali Murteza şâhım yüzüdür kıblegâhım
Mirâçtaki Muhammed Âlemde padişâhım
* * *
Hasan âgu verdiler Hüseyn’e nice kıydılar
Zeynel ile Bâkır’ı bir zindana koydular
Zindanda bir ezâdır Câfer kulun gözetir
Câferin’de bir oğlu Musa Kâzım Rızâdır
* * *
Tâki Nâki ağlarım göz yaşımı çağlarım
Oniki’dir katarım türlü meta tutarım
Askeridir İmâmım müşteriye satarım
Mehdi gelsin meydane yollarına bakarım
Kul Himmet (ks)
İmâm-ı Zeynel Âbidin (ra) Ehl-i Beyt ve Evlâd-ı Muhammed hakkında Saâdetle şöyle buyurmuşlardır.
“ Ey insanlar! Bize altı şey verilmiştir ve yedi şeyle diğer insanlara üstün kılındık bunlar”
*) İlim
*) Hilim
*) Cömertlik
*) Fesâhat
*) Yiğitlik
*) Mümin’lerin gönüllerine sevgimiz ihsan edildi
*) Seçilmiş Nebiyyi Muhterem Muhammed (sav) bizdendir
*) Allâh Resulünü ilk gerçekliyenler İmâm-ı Ali (ra) bizdendir
*) Câfer-i Tayyar (ra) bizdendir
*) Allâh Resulü’nün Arslanı Hz Hamza (ra) bizdendir
*) Allâh Resulünün soyunu sürdüren Evlâd’ları İmâm-ı Hasan(ra) bizdendir
*) İmâm-ı Hüseyn (ra) bizdendir
*) Deccâl-i Ahir zamanda öldürecek olan İmâm-ı Mehdi (ra) bizdendir.
Kitabımız Resulullah (sav) Efendimiz’in Hazreti Fâtımatü-z-Zehra (ra) Validemizin ve İmâm-ı Ali (ra) ile Ehli beytin Çiçekleri İmâmı Hasan ve İmâm-ı Hüseyn (ra) efendilerimizin hâl Tercemeleri ile başlar.
Efendimiz (sav)’in velâdeti , mucizeleri, vasıfları, Mirâsı, muhterem Pâk zevceleri, hilyeyi Saâdetleri,halifeleri,ve çocukluğu denizlerden katre güneşlerden süzme olarak işlenmiştir. Kusurlarımızın ve noksanlarımızın affını şimdiden niyâz eyleriz
Kitabımızın diğer kısmı İmâm-ı Hüseyn (ra) Evlâd’lar-ı olan dokuz İmâm-ki İmâm-ı Zeynel Âbidin, İmâm-ı Muhammed Bâkır, İmâm-ı Câfer-i Sâdık, İmâm-ı Musa Kâzım, İmâm-ı Ali Rıza, İmâm-ı Tâki, İmâm-ı Nâki, İmâm-ı Askeri, İmâm-ı Mehdi’nin hal tercemeleri, kerâmetleri, yaşayışları konu olarak işlenmiştir.
Hülasa İmâm-ı Mehdi hariç cümlesinin zâlimlerce katlolunduğu muhâkkaktır.Geçmiş kavimlerin cümlesi peygamber -lerini katl ettikleri için helâk olmuşlardır.
Resulullah Efendimiz (sav) Saâdetle şöyle buyurmuşlardır
“ Kişinin helâki iki şey iledir birisi Allâh’ı (cc) diğeri Ölümü unuttuğu zamandır”
Kurân-ıAzimü-ş-şân’ın Ahkâm-ı Kıyamete kadar bitmeyeceğine göre Kurân-ı Kerim’de Cenâb-ı Peygamber’e edilen hitab bugün kime ediliyor dersin? O’ Cenâb-ı Peygambere mahsus dersen!
Size şöyle cevab veririz;
Resulullah Efendimiz (sav) Saâdetle şöyle buyurur;
“ Kurân-ı Kerim-i okuyunuz sizden evvelkilerin ve sizden sonrakilerin haberleri içinde mevcuddur ”
Tevfik ve ihsan AllâhuAzimü-ş-şân-dandır cümle Ümmeti Muhammedin ve bizlerin Ehl-i Beyt’ ve de Evlâd-ı Muhammed (sav)’in Şefaâtine mazhar olmamızı Allâh-u Te’âladan niyâz ederiz (amin)
Aldım ezel-i aşk haberin sırr-ı Ali’den
Feyz oldu bu aşk çünkü bana “kâlû belâ” dan
Ârif olana unsur olup âlem-i kübrâ
Çâr-ıtab’ı,ledün-ilmin,okur,vech-i,velide
* * *
Her zerrede Hâk Hâk deyüben faş eder aşkı
Yirmi dört bin eşyâyı ezel Hâk devr-i velîde
On iki imâm on dört mâsûm peygâmber
Devr ile hep kıldı tenezzül-i ezelide
* * *
Bu güft ile gû eylediğim aşk-ı hem- Hâk-est
Tâbirin okur Zihni bu dem lem-yezelide
Şeyh Abdülaziz el- Cerrâhi (ks)
İLKSÖZ
On iki İmâm’ın üçü ki , Mâsum-u Pâk İmâm-ı Ali (ra), İmâm-ı Hasan (ra) ve İmâm-ı Hüseyn (ra) dir’ki;
Kalan dokuz Mâsum-u Pâk İmâmlar ki, İmâm-ı Hüseyin (ra)’ in oğlu ve torunlarıdır.
Muhterem Mâsum-u Pâk Oniki İmâm’lar şunlardır ki
Saâdetli Ömrü Saâdetli mâkam-ı
Şerifleri Şerifleri
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Ali (ra) 63Yıl ( IrakNecef )
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Hasan 46Yıl ( MedineCennet’ül Baki )
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Hüseyin 57Yıl ( Irak kerbela-MısırKahire )
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Zeynel Âbidin 56Yıl ( MedineCennet’ül Baki )
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Muhammed Bâkır 58Yıl ( MedineCennet’ül Baki )
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Câfer-i Sâdık 65Yıl ( MedineCennet’ülBaki )
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Musa Kâzım 55Yıl ( Irak Bağdat-Merkez )
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Ali rıza 55Yıl ( İranTus-_Meşhed )
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Muhammed Tâki 25Yıl ( IrakBağdat- Merkez)
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Ali Nâki 40Yıl ( IrakBağdat-Samerra)
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Hasan Askeri 28Yıl ( IrakBağdat-Samerra)
Mâsum-u Pâk İmâm-ı Muhammed Mehdi (Irak-Bağdat-Samerra’da
sırra kadem basmıştır.)
İmâm-ı Mehdi (ra) Kıyamet’e yakın zuhur edip Âlem-i Adalet’le dolduracak. Meryem oğlu İsa (as)’ile Âlem-i Hükmü altına alacaktır. Bu husus Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât İtikadının esaslarındandır.
İmâm-ı Muhammed Mehdi (ra) hariç:
Hepsinin öldürülmesinde zehirlenme olayının varolduğu söylentileri yaygındır.
Kuvvetli sahih rivâyet’ler Ehl-i Beyt-i Mustafa (sav)’nın cümlesinin şehid edildiği yolundadır
Câfer-i Sâdık (ra) bu konu hâkkında şöyle buyurur;
- “Bizden kimse yoktur ki katlolunarak şehid olmasın”
Sönmeyecektir Nûru Muhammed dinle beni
Yakacaktır onu söndürmek için üfleyeni
Meybedi derki;
Böyle konularda en iyisi susmaktır. Çünkü İmâm-ı Şafii buyurmuştur ki;
“- Onların kanına Cenâb-ı Hâk benim elimi bulaşmaktan korumuştur. dilimi dahi bulaştırıp kirletmekten çekinirim.”
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât ulemâ’sının büyük çoğunluğu ve hemen hemen bütünü “ onlara küfür etmek ve onları eleştirmekten” bizi men etmişlerdir.
Hz Ali’nin de “ bizim kardeşlerimiz bize hâksızlık edip zulmettiler” buyurduğu fakat onları, lanetlemediği ve onlara küfür etmediği rivâyetleri muteber kaynaklarda kaydedilmiş ve bize kadar intikal edilmiştir.
Ehl-i beyte yapılan diğer eziyet ve hâksızlıklar kitabımızda yeri geldikçe anlatılacaktır.
HÜLASA: O’Aşk İmâmlarına nisbet edilen kerâmet ve velilik, akla sığmaz bu kısa yazılarda ve kitaplarda anlatılması mümkün değildir. Gerçi anlatmak ihtiyacı pek duyulmaması Emeviler, Abbâsiler, Selçuklular ve de Osmanlılar’da devlet siyasetine ve saltanatına ters düştüğündendir.
Aslında mezheb ayrılıkları sadece ehl-i beyt-i sevenler ve onlara düşmanlık edenler olarak ortaya çıkmıştır.ancak bu iki zümrede İslâmiyete zarar vermiştir. Abbâsi ve Emevide devlet siyaseti icabı fitne tohumları şeklinde atılıp maksuda erişilmiş gibi görünüyorsada bütün müslümanların Osmanlı’nın hazin çöküşü ile bir araya gelmez tutumu ile parça parça olmuştur.
Hâkikâtten biz deriz’ki ehl-i küfür maksuduna erişmiştir ve osmanlıya ihanet eden hiçbir kavim yokki bugün başı maddi manevi belâda olmasın .
Oysa ki Allâh-u Azim’üş-şan Kurân-ı Kerimin’ de Ehl-i Beyt hâkkında şöyle buyurmuştur;
“Ey Ehl-i Beyt, Allâh sizden sadece kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzap 33)
“Gerçekten biz sana kevser-i verdik o’halde rabbin için namaz kıl kurban kes doğrusu (asıl) adı sanı ortadan kalkacak olan sana kin
tutan kimsedir” (Sure-i Kevser)
Allâh Resulü Efendimiz (sav) Saâdetle şöyle buyurur;
Ramuz-ul Ehadis de şöyle rivâyet olunûr;
“Bana kevser verildi. Bu Cennette bir ırmaktır. Eni boyu şark ile garb arasıdır. Ondan içip de susayan ve abdest alıpta toza bulanan olmaz .”
Bundan Ehl-i Beyt’ime hâksızlık eden ve Ehl-i Beyt-i’mi katl eden içemez.”
“iyi biliniz’ki kim Ehl-i Beyt’e düşman olarak ölürse kâfir olur cennet kokusu alamaz” sadaka Resulllâh (sav)
Hânedan-ı Ehl-i Beyt-i Mustafa’yı sevmeyen
Esfel-i süfliyyete nâdan gelir nâdan gider
Bizim bu kitab-ı hazırlamamızın bir gayesi Ehl-i Beyt ve Evlâd-ı Muhammed ’in (sav) muhabbetini ve sevgisini ve de onlara yapılan hâksızlıkları, eziyetleri acizâne (İsnâ-Aşer) Oniki İmâm Efendilerimizin’de hayatlarını, yaşayışlarını, görüşlerini anlatmak içindir.
Eğer denilirse “Neden Hilafet-i İslâmiye Ehli Beyt-i Nebevi’ de devam etmedi, halbuki en ziyâde lâyık ve müstehâk olanlar onlardı?”
Cevap olarak deriz ki;
Saltanatı dünyeviye aldatıcıdır. Ehl-i Beyt ise Hâkaik-i İslâmiye’yi
ve Ahkâm-ı Kurâniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilafet ve saltanata geçenler ya Nebi-i zişân (sav.) gibi masum olmalı veyahut Hz. Ebûbekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali, Hz.Hasan, Hz.Hüseyn gibi harkulade bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın.
Halbuki Mısır’da Ehl-i Beyt adına kurulan “Fatımiler”, Afrikada kurulan “Muvahhidin Devleti” ve İran’da kurulan “Safevi Devleti” gösteriyor ki Saltanat-ı Dünya, Ehl-i Beyt’e ve Âli Muhamme’de uyarlanamıyor velhasıl.
Ehl-i Beyt’i ya çok sevip aşırıya kaçılıp diğer Peygamber (sav.) Ashâbına hâkaret edilip, İslâm’ın dışına çıkılıyor. Veya Ehl-i Beyt’i Abbâsilerin ve Emevilerin yaptığı gibi aşırı ihanet edilip, onların kanlarını döküp, yine İslâm’ın dışına çıkılıyor.
Veya Selçuklu ve Osmanlı’nın yaptığı gibi sadece onlara tazim, hürmet edilip yine kendi saltanatlarına dokundurmamışlar, İslâm’ı kendi medreselerinde okuttukları ulemâ vesair alimlerle devlet ve saltanatlarının gereği yürütmüşlerdir. Gariptir ki Şia’nın Ehl-i Beyt’e sahiplenmesi , Selçuklu ve Osmanlı’nın da duruma hassas olup devlet ve saltanat kaygılarından bir umursamazlık gösterilmesi Şia’nın yanlışlarını doğrulamış gibidir.
Bugün kü ayrılıkların kaynağını fırkaların çokluğundan anlamak bizce mümkündür…
Şöyle bir misal verelimde mevzu daha iyi anlaşılsın
“Câfer-i Sâdık (ra) buyurdular ki; …………” denildiğinde sapık bir mezhepten bahsediliyor izleniminin kafalara yerleşmesini şuna bağlarız. Ehl-i Beyt ve oniki İmâm hâkkında bir cilt kitap dahi yoktur. Mevzuu hassas olduğundan incelenmesine dahi izin verilmemiştir.
Hülasa, Cenâb-ı Resûl-ü Zişân (Sav) ‘in Evlâdını ve Ashâbını Emevi ve Abbâsi zihniyetinde değerlendirirsen Allâh-u Te’âla sonra Cengiz ve Hülagü gibi kan içen mel’unları musallat eder vesselam.
Her devrin bir Cengiz’i birde Hülagu’su vardır
Hz. Aziz buyurmuşlardırki
İmdi Ortadoğuyu görmüyormusun etrafındaki çember hep müslüman ülke bir tanesi, müdahale edebiliyormu ama sorsan müslümanım diyor sıra zamanla kendinede gelecek ama o kendini emin zannediyor bu tez bizim görüşümüzü izah etti zannedersem siyaset lafı uzâtır.Boş lakırdıya faydasız söze dönüşür çünkü Âl’i Muhammed (sav) aslâ siyasete bulaşmamıştır.çünkü siyaset şeytan işidir.islam adına kurulan tarihteki devletler istisnai olan kişiler hariç genelde resulullah (sav)’in Evlâdını potansiyel düşman görmüş vesselam bu şeytanın oyunu değilmidir.
kudüste 1966 senesinde muzaffer efendi hazretleri mescidi aksa’yı ziyarete gittiklerinde üç kişinin Cemaât olduğunu görünce yanındaki bulunanlara Allâh Teâla İnsanlar bir nimetin kıymetini bilmezlerse onu ellerinden alır buyurmuş nitekim 1967 de yahudiler işgal etmiştir. Her halde bu kıssa faydasız değildir.
Bu gün Ayasofya açılsın diyenler önce sultan Ahmet camii’ni doldursun,
İspanya 800 sene müslümanların elinde kaldı Kurân-ı Kerime 1000 cilt tefsir yazıldı ama onların en son hali başlarındaki sarığın destarı sağdan’mı insin soldan’mı insin kavgası idi küffar geldi hepsini kesti bazıları dedi’ki biz hıristiyan olduk papazlar onlara dedi’ki siz ayrılın şimdi biz sizi yakacağız cennete yollayacağız dediler onlarda bu Âlemden İmânsız gittiler
Bizim artık Anadolu’dan başka gidecek yerimiz kalmamıştır . Allâhu Teâla inşaalah bu nimeti elimizden almaz,
Hz azizin sözü bitt
Allâhu Teâla Kurân-ı Azim-üşşan’da şöyle buyurur
Rabbinin askerlerini kendinden başka kimse bilmez (müddesir 32)
Allâhu Teâla zâlimi zâlime kırdırır sonra zâlimden intikamını alır
Tarihten ibret almayan
Tarihe ibret olur….vesselam
Doğrusu Ehl-i Beyt’e yapılan hâksızlıklar bugüne değin sürüyor demekten insan kendini alamıyor. Bir çok Müctehidlerin ciltler dolusu kitapları varken, bugün Oniki İmâm Efendilerimiz’le alâkalı kitap yok denecek kadar azdır. Hatta Osmanlı kütüphanelerinde dahi birkaç Şia kökenli yazarların birkaç kitabını bulduk .
İSNA AŞER (Oniki İmâm)
Fedâ olsun ana canım kim odur dinim İmânım
İki Âlemde sultânım Hüseyn -i Kerbela geldi
Ana ins-ü melek bende en ednâ bendesi ben de
Cihanın kutbu Âlemde Ali ‘Zeyn’l-Abâ geldi
Muhammed Bâkır ol şâhım İmâm-ı Câ’fer dürür mâhım
Bunlarda Musa-yı Kâzım ki ol nûr-ı Hüdâ geldi
Yüzüdür kaâf-ı ve’l-Kurân göründü kaâb-ı irfan
Cihane rahmet-i Rahman Ali Musa Kâzım Rıza geldi
* * *
Tâki şâh-ı velâyettir Nâki nûr-ı hidayettir
Bunlar makbul-i hazrettir ki bize rehnüma geldi
İmâm-ı Askeri kıblem eşiği taşıdır Kâbem
Yolunda can-ü vermem bana gayet sâfa geldi
* * *
Muhammed Mehdi-i ahir gele bir gün ola Zâhir
Sözün seyf-i İlâhidir kelâmı nutk-ı sahihtir
Hasan’ül askeri kabemdir eşiğinin taşı
Hâkikât burcu mâhidir bu methin bi-bahâ geldi.
Allâhu Teâla’dan Ehl-i Beyt’in Şefaâtine cümle Ümmet-i Muhammed-i ve bizlerinde mazhâr buyurmasını vede
Bilad-i İslâmiyeyi her türlü semavi,Ard-i tehlikelerden muhafaza buyurmasını Hile Kurân keferenin hilelerinin kendi başlarına dönmesini niyâz eyleriz. (amin ya muin)
FULYA
Ali Toker
2001