collapse

Gönderen Konu: Füsus ûl- Hikem - Muhyiddin İbn-i Arabi  (Okunma sayısı 23790 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sufi

  • İslam ve Tasavvuf
  • Kıdemli Üye
  • ***
  • İleti: 475
  • Karma 4
Füsus ûl- Hikem - 24.Bölüm
« Yanıtla #58 : 06 Eylül 2010, 14:57:45 »

      24.Bölüm     
   

                      [KELİME-İ ŞÎSİYYE'DE    MÜNDEMİC "HİKMET-İ
    NEFSİYYE"NİN BEYÂNINDA OLAN FASTIR]
    (XXIV. Bölüm)

Ve    tarîk-ı müstatîl sâhibi, mâildir; maksûddan hâriçtir. Hakkında hayâl    sahibi olduğu şeye tâlibdir. Onun gâyesi o hayâldir. Binâenaleyh, onun    için "min" ve "ilâ" ve o ikisinin arasındaki şey    vardır. Ve hareket-i devriyye sâhibi için bed' yoktur ki, ona    "min" lâzım olsun ve onun için gâye yoktur ki, onun üzerine    "ilâ" hükmetsin. Böyle olunca onun için vücûd-ı etemm vardır.    Ve ona cevâmi'-i kelim ve hikem verildi. Sâlik oldukları hatîâttan nâşî    ilm-i billâh deryâlarında gark oldulâr. Ve o da hayrettir (30).
Ya'nî    tarîk-i müstatîl (uzun    yol) sâhibi, merkezden muhîta (çembere,    ekvatora) mâildir (eğiktir)    . Zîrâ    o taayyünât-ı kesîre (meydana    gelmiş çokluk) perdelerinin arkasında kalmış ve hakîkat-ı    halden gâfil bulunmuştur. Hakk'ı ne kendi nefsinde ve ne de sâir mezâhirde    (diğer    görüntü yerlerinde, birimlerde, mevcutlarda) müşâhede etmez    (göremez).    Onu    kendi nefsinden uzakta tahayyül eder (düşünür).    O    hayal hânesinde tahayyül edip (düşünüp)    uzak mesâfede zannettiği sûrete teveccüh (yönelmek)    ile ona tâlib olur (ister, arzular)    .     Binâenaleyh (nitekim) bu    kimse Hak'tan mâil (eğri,    meyletmiş) ve maksûddan hâriçtir (arzu    edilenin dışındadır).Ve    tahayyül ettiği (düşündüğü)    şey, kendisinin İlâh-ı mec'ûlü (kendi    yaptığı İlâh’ın) ve Rabb-i mütehayyelidir (hayal    ettiği Rabbı’dır) . Onun    sülûkü (ilerlemesi)    o hayâlde nihâyet bulur. İşte bu tarîk-i müstatîl (uzun    yol) sâhibi için "min", ya'nî ibtidâ; (başlangıç)    ve "ilâ", ya'nî intihâ (son)    ve bu ibtidâ (başlangıç)    ve intihâ (son)    arasında olan mesâfe     vardır. Ya'nî evvelâ kendi vücûdunu ve nefsini ortaya koyar ve    nefsini merkez addeder ve Hakk'ın talebine (isteğine)    bu merkezden ibtidâen (başlayarak)    / sâlik olur (ilerler, yürür)    .Ve bu talebi (arzusu)    hayâlinde nihâyet bulur ki, bu da Hak hakkında verdiği karâr-ı    hayâlîsidir (hayalindeki    karardır) . Ve    nefsinden başlayarak bu karâr-ı hayâlîye (hayalinde    verdiği bu karara) vâsıl oluncaya (ulaşıncaya)    kadar arada mesâfe vardır. O bu mesâfeyi Allah Teâlâ'ya    giden ­bir yol tevehhüm etmiştir (sanmıştır)    .İşte bu seyri (gidişi)    ile Hak'tan uzak olur. Çünkü daha ibtidâda (başlangıçta) iken    Hakk'ı terk etmiştir. Bu ibtidâdan (başlangıçtan)    uzaklaştıkça Hak'tan uzağâ düşer. Halbuki, hareket-i    devriyye sâhibi (devamlı    dönen kişi) için başlangıç yoktur ki, ona "min",    ya'nî ibtidâ (başlangıç)    lâzım olsun ve seyrinin (gidişinin)    nihâyeti (sonu)    yoktur ki, onun üzerine "ilâ", ya'nî intihâ (son bulmak) hükmetsin.    Onun seyrinin (gidişinin)    ne evveli ve ne de âhiri (sonu)    vardır. Zîrâ seyri muhît-i dâire (gidişi    bir daire) üzerindedir. Böyle olunca, o hareket-i devriyye sâhibi    (devamlı    dönen kişi) için vücûd-i etemm (eksiksiz    tam bir vücût) vardır. Zîrâ onun seyri (gidişi)    küllün (bütünün) muhîtidir    (yeridir)    ve Allah'tan Allah'adır ve Allâh'tadır ve ona cevâmi'-i kelim    (birçok manâyı    kendinde toplayan) ve hikem (hikmetler)    i'tâ olunmuştur. (verilmiştir)    Nitekim, (S.â.v.) Efendimiz .................................    buyurup, bu makâmdan ihbâr eylemişlerdir (haber    vermiştir) . Ve    bu da hayret-i mahmûde (övülen    hayret) makâmı olup kâffe-i hakâyık-ı İlâhiyye (İlâhi    hakikâtlerin hepsini) ve hikem-i Rabbâniyyeyi (Rabbani    hikmetleri) câmi'dir (toplamıştır)    ki, bâlâda (yukarıda) geçen    ...................kavlinde (sözlerinde)    îzâh olunmuş (açıklanmış) idi.
Ma'lûm    olsun ki; Hak Teâlâ Hazretleri kavm-i Nûh hakkında- sûre-i Nûh'ta    ............................................................. (Nûh, 71l25)    ya'nî "Onlar hatîeleri (günahları)    sebebiyle gark olunup (boğulup)    nâra (ateşe)    idhal olundular (sokuldular);onlar Allah'tan başka mededkâr (yardımcı)    bulmadılar" buyurdu. Hz. Şeyh (r.a.) bu âyet-i ­kerîmenin    ma'nâsını lisân-ı işâretle "kâmilân" (kâmiller)    hakkında ahz (kabul)    buyurdular ve onu bu yolda tefsîr ettiler (yorumladılar).Ya'nî hayret-i Mahmûdeye (övülen hayret    makamına) düşen Muhammedîler hatîeleri (günahları),ya'nî zenb-i vücûdları (günah olan vücûdları)    sebebiyle, ilm-i İlâhî cânibine (İlâhi    ilim yönüne) doğru kat'-i merâhil (yol    aldılar) ve sülûk edip (Hak    yolunda giderek) nihâyet (sonuçta)    ilm-i billâh deryâsında (ilim    denizinde) gark oldular (boğuldular).Ya'nî onlar gördüler ki,    ............................................ ya'nî "Senin vücûdun    bir günahtır ki, ona diğer bir günah kıyâs olunmaz (benzemez)    "     muktezâsıncâ (gereğince),cemî'-i şurûr (bütün    kötülükler) ve kabâyıhın(çirkinliklerin,    kabahatlerin) menbaı (kaynağı),kendilerinin taayyün-i kevnîsidir (meydana    çıkmış vücududur). Şu    halde o, cemî'-i hatîâtın (bütün    günahların) başıdır. Ve bundan kurtulmak, ancak ilm-i İlâhî    deryâsına (İlâhi    ilim denizine) doğru sülûk edip (yol    alıp) tahsîl-i ma'rifet (bilgi    edinmek) ile mümkin olur. Hiç durmadılar, öyle yaptılar. Ve    onlarda öyle bir ma'rifet  hâsıl    oldu ki, netîcede hayrete düştüler; ya'nî vahdet-i Zâtiyye (tek Zât) ile,    niseb-i ademiyye kesreti (olmayan    çokluk sıfatları)arasında mütehayyir (şaşırıp)    kaldılar. Ve bildiler ki, hakîkât-ı vücûd birdir; o da    Hakk-ı Mutlak’ın (Mutlak    Zât’ın) vücûd-ı nâmütenâhîsidir (sonsuz    ve sınırsız vücûdudur) ve esmâ onun şuûnât-ı Zâtiyyesidir    (Zât’ının    işleridir, fiilleridir) . Ve    keserât-ı âlem (çokluk    âlemleri, birimler) ise onun esmâsı hasebiyle vücûd-ı    Mutlak’ının takayyüdât (işlerinden)    ve taayyünâtından (meydana    çıkmasından, belirmelerinden) ibârettir ve kendi vücûdları    dahi bu mezâhirden (görüntü    yerlerinden, birimlerden) ve mukayyedâttan (izafilerden,    kayıtlılardan) birisidir. Binâenaleyh (nitekim),zenb-i vücûdlarını (günah olan vücûtlarını)    ortâdan kaldırıp bahr-ı Ahadiyyet’te (Ahadiyet    denizinde) gark oldular (boğuldular,    yok oldular) .
İmdi    onlar, ayn-ı mâ'da nâra idhâl olundular. Ve Muhammedîler hakkında .....................    (Tekvîr, 81/6)dır. Fırını îkâd ettiğim vakit (    ........................). Böyle olunca onlar kendilerine Allah`dan gayrı    ensâr bulmadılar. Binâenaleyh, Allah onların ayn-ı ensârı oldu. Onlar    ile'l-ebed onda helâk oldular. Eğer Allah Teâlâ onları sâhile, tabîat    sâhiline çıkaraydı, onları bu yüksek dereceden indirirdi. Her ne kadar    küll, Allah için ve Allah ile ve belki ancak Allah ise de (31).
Cenâb-ı    Şeyh (r.a.) .....................................(Enbiyâ; 21/30) âyet-i    kerîmesi muktezâsınca (gereğince)    her şeyin hayâtı sudan olduğundan ve ilm-i Billâh’ta (Allah’ın    ilminde) hayât-ı hakîkiyye (hakiki    hayat) bulunduğundan "ilim" için "su"yu    istiâre etti (ilmi    su manâsında kullandı) .Ve hadîs-i şerîf mûcibince (gereğince) onun    sübûhât-ı vech-i vahdeti (vahdet    vechinin nurları, tek hakikatin nurları) nûrdan ve zulmetten    yetmiş bin hicâbı (perdeyi)    yaktığı için dahi "âteş"i "vahdet" için    istiâre eyledi (ateşi    vahdet manâsında kullandı) .Şu halde bu istiâreler (başka bir şeyin    yerine kullanılan manâlar) ile ma'nâ böyle olur: Suda, ya'nî    ilm-i Billâh’ta, (Allah’ın    ilminde) gark olan (boğulan,    yok olan) ehl-i hayret (hayret    sahipleri) nâra (ateşe)    ,ya'nî vahdete (teke)    idhâl (dahil)    olundular, tecellî-i Zâtî (Zât’ın    tecellileri) taayyünât-ı mütekessireyi (meydana    gelmiş çoklukları, mevcutları) yaktı; ayn-ı kesrette (aynı    çoklukta) vahdeti (tekliği)    müşâhede ettiler (gördüler)    ;ilim    ile hayat ve bakâ ile fenâ buldular. Binâenaleyh (nitekim),onlar gark (boğulma)    ile harkı (suyun aktığı    kanalı) müşâhede ettikleri (gördükleri)    için, eşedd-i (çok    şiddetli) hayrete düştüler. / Ve Muhammedîler hakkında Kur'ân-ı    Kerîm'de .....................................     (Tekvîr, 81/6) ya'nî "Deryâlar iştiâl ettiği (denizler    yandığı, parladığı) vakit" vârid oldu (geldi, ilham    olundu).Nitekim, ben fırını iş'âl ettiğim (yaktığım)    vakit ........................ derim. Ya'nî Arablar bu ta'bîri    isti'mâl ederler (kullanırlar).Hz. Şeyh (r.a.) Muhammedîler hakkında, suyun aynında (kendisinde,    özünde) ateşin vücûdu vâki' olduğunu bu âyet-i kerîme    ile istişhâd buyurdu (gösterdi).Zîrâ denizler sudur ve iştiâl (yanma,    parlama) ise ateşin şânındandır. Binâenaleyh (nitekim)    bu gark (boğulma)    ve hark (yakma) şuhûdunda,    (görüşlerinde)    onlar taayyünât-ı kevniyyeden (meydana    gelmiş vücûtlardan) hiçbir yardımcı bulmadılar. Zîrâ    tecellî-i Zâtî (Zât’ın    tecellisi) mezâhirin (görüntü yeri    olan) vücûd-ı izâfîlerini (izafi,    kayıtlı vücûtlarını) yaktı. Vücûdu olmayan şeyden ise    yardım mutasavver değildir (düşünülemez).Böyle olunca ancak Hakk'ın vücûd-ı hakîkîsi bâkî kaldı.    Binâenaleyh (nitekim)    yardımcı ancak Allah Teâlâ hazretleridir. Nitekim hadîs-i    kudsîde buyurulur: .............................................. ya'nî    "Beni diri kılanı ben katlederim (öldürürüm)    ve öldürdüğümün diyeti benim, üzerimedir ve diyeti benim    üzerime olan kimsenin diyeti de benim". Şu halde Allah, onların ayn-ı    ensârı (yardımcısı    kendisi) oldu. Onlar ile'l-ebed (sonsuza    kadar) Allah'ta helâk (yok)    oldular. Bu hal de Allah'ta fânî ve Allâh ile bâkî olmaktır.    Ya'nî ehlullah (Allah    ehli olanlar) ıstılâhında (tanımlamalarında)    "fenâ-fillâh" ve "bakâ-billâh" dedikleri    şeydir. Onlar ilm-i Billâh (Allah’ın    ilim) denizlerinde gark olduktan (boğulduktan)    sonra, eğer Allâh onları sâhil-i tabîata (tabiat kenarına) çıkarsaydı,    her ne kadar mertebe-i Ulûhiyet’te küll,Allâh için ve Allâh ile ve belki ancak Allâh ise de, yine    onları bu derece-i refiadan (yüksek    dereceden) indirmiş olurdu.
Ma'lûm    olsun ki, vücûd-ı hakîkî (gerçekte    var olan hakiki vücût) nâmütenâhî (sonsuz,    sınırsız) olan Zât-ı Hakk'ın (Hakk’ın    Zât’ının) vücûdundan ibârettir. Ve Hak bu    "Ahadiyyet" mertebesinde kâffe-i sıfât (bütün    sıfatlardan) ve esmâdan mutlaktır (kayıtlı    değildir, salt, sırf tektir) ve ıtlak (serbestlik,    hür olma) kaydından dahi mutlaktır (kayıtsızlık    şartsızlıktan dahi münezzehtir, salt tektir) . "Mutlak"    ta'bîri tefhîm-i merâm (anlatılmak    istenileni anlatmak) için vaz' olunan (konulan)    bir ıstılahtır (terimdir,    tanımlamadır) .Ve bu mertebede onun nisebi (vasıfları) olan    sıfât ve esmâsı, çekirdeğin içindeki ağaç gibi mahfidir (gizlidir).Vaktâki (ne    zaman ki) onun kuvvede olan    (potansiyel olarak, kuvvet, güç olarak bulunan) esmâsı kemâllerini    müşâhede (görmek)    için müsemmâları (isimlenen)    olan Hak'tan âyîneler, mezâhir (görünmek    için yer) ve âsâr (eserler) taleb    ettiler (istediler);    vücûd-ı    Mutlak-ı Hak, mahzâ (sadece)    esmâya merhameten, mertebe-i Ahadiyyet’ten mertebe-i vâhidiyyete     tenezzül eyledi (indi) .Bu    mertebe, mertebe-i Ulûhiyyet’ tir. İşte bu mertebede zât    "Allah" ismiyle tesmiye olunur (adlandırılır)    .Ve cemî'-i esmâ (bütün    esma) bu isim altında toplanmıştır. / Binâenaleyh (nitekim),esmânın kâffesi (esmanın    hepsi) "Allâh" için olmuş olur.
Vücûd-ı    vâhid (tek    olan vücût) bu mertebeden sonra mertebe-i "Rubûbiyyet"e    (esma    mertebesine) tenezzül eder (iner).Zîrâ mertebe-i ilimde (esma    mertebesinde) yekdîğerinden (birbirinden)    mümtâz (ayrılmış) olan    esmâya birer mazhar (görüneceği    yer) iktizâ eder (gerekir)    ve o mezâhiri (görüntü    yerini) âit oldukları isimlerin taht-ı terbiyesine (terbiyesi    altına) vermek lâzım gelir. Şu halde esmânın kâffesi (esmanın    hepsi) "Allâh" için olunca, o esmânın mezâhiri (göründüğü    yer) olan suver-i tabîiyyenin (tabiat    suretlerinin) cümlesi (hepsi) de    "Allâh" için olur. Bundan sonra bu mezâhire (görüntü    yerlerine) birer vücûd-ı kesîf (koyu    bir vücut, beden) vermek îcâb eder. Halbuki Hakk'ın vücûdundan    başka vücûd yoktur. Binâenaleyh (nitekim),Vücûd-ı    Mutlak-ı eltaf (nurların    nuru,Hakk’ın vücudu)kayd-ı taayyüne bürünerek (belli başlı bir    birim olmakla kayıtlanarak)o esmânın sûretlerinde kesâfetle (yoğunluk    kazanarak) zâhir olur (meydana    çıkar). Şu    halde, bu mezâhirin (görüntü    yerlerinin) vücûdu müstakil (kendilerine    ait vücûtları) olmayıp izâfîdir (kayıtlıdır,    varlığı Allah’tandır) ; ve    Allâh iledir ve belki ancak Allâh'tır.
<Devam    Edecek>
Derleyen    : Asliye Tavşan
    http://sufizmveinsan.com
21.05.2002

 


* Son İletiler/Konular


* Galeri

azizmahmudhdayibilgiez4

Görüntülenme: 413
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri
Misc - Track 01

Görüntülenme: 391
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Erkan Mutlu-Gönül Dili_1
Evinden çıkarken

Görüntülenme: 530
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Mehmet Zahit Kotku K.S
Yeşil Berat

Görüntülenme: 280
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Ahmet Turan - Uhud Dağı
Yeğeni Abdurrahman ile

Görüntülenme: 927
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: BEDIUZZAMAN SAID NURSI
3827

Görüntülenme: 483
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Mahmud Sami Ramazanoğlu K.S
4 MURAD

Görüntülenme: 457
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: OSMANLI PADİŞAHLARI
kP7081378

Görüntülenme: 405
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Ebru Resimleri
nsayınebru

Görüntülenme: 435
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Ebru Resimleri
Şeyh Ali Kara 2

Görüntülenme: 530
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: SON DEVİR MEŞAYİHİMİZ
3565

Görüntülenme: 455
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: ALİ ULVİ KURUCU
Gör ki neler var

Görüntülenme: 299
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Ahmet Turan - Uhud Dağı
Tekfir Meselesi - Hüseyin Yunus

Görüntülenme: 475
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Akaid Kitapları
Boyun bâlâ

Görüntülenme: 524
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: BEDIUZZAMAN SAID NURSI
4 6

Görüntülenme: 471
Gönderen: seyyahin
Albüm: Hz. Mevlana Dergahı
RESİMLİ HADİSLER (18)

Görüntülenme: 473
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: RESİMLİ HADİSLER
980

Görüntülenme: 924
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Mehmet Zahit Kotku K.S


Görüntülenme: 441
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: Merkez Efendi
NUR SÖZLÜ RESİMLER (25)

Görüntülenme: 501
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: NURSÖZLÜ RESİMLER
Şeyh Ali Kara Hac

Görüntülenme: 381
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: SON DEVİR MEŞAYİHİMİZ
1671

Görüntülenme: 552
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: GÖNENLİ MEHMED EFENDİ
650

Görüntülenme: 339
Gönderen: Muhammed Murad
Albüm: İMAM ŞAMİL
Misc - Track 04

Görüntülenme: 325
Gönderen: seyyahin
Albüm: Beyati_Mevlevi_Ayini