T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TEMEL İSLÂM BİLİMLERİ (TASAVVUF) ANA BİLİM DALI
XVIII. YÜZYIL OSMANLI TASAVVUFUNDA MÜCEDDİDİYYE HAREKETİ
Doktora Tezi
Halil İbrahim ŞİMŞEK
Tez Danışmanı Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU
Ankara-2002
ÖNSÖZ
Tasavvuf, genelde insanı, özelde ise ondaki gönlü merkez alan bir düşünce, eğitim ve yaşayış biçimidir. Bu anlayış, İslâm tarihinin ilk dönemlerinde ferdî eylemler şeklinde ortaya çıkmıştır. Hicrî IV. asırdan sonra ise, fikrî ekolleşme ve müesseseleşme süreci başlamıştır. Müesseleşmenin doğal bir sonucu olarak, düşünce ve anlayış zenginliğini yansıtan farklı ekoller teşekkül etmiştir. Meydana gelen bu tasavvufî hareketlerden biri de Nakşbendîlik'tir. Orta Asya'da doğan Nakşbendîlik, geniş bir coğrafyaya yayılması ve günümüze kadar varlığını sürdürmesi açısından dikkate değerdir. Tarikatın tarihî sürecinde, büyük pirlerin öncülüğünü yaptığı çeşitli kollarla temsil edildiği bilinmektedir. İşte bu kollardan biri de, Ahmed Farukî Sirhindî (ö. 1034/1624)'ye nispet edilen Müceddidîlik'tir.
Müceddidîlik, XVII. yüzyılda Hint alt kıtasında ortaya çıkan ve hızla diğer bölgelere yayılan bir tasavvufî harekettir. İşte bu çalışmamız, Mûceddidiyye'nin XVII. yüzyılın son on yılında ulaştığı
ve XVIII. yüzyıl boyunca etkisini yoğunlaştırdığı Anadolu boyutunu kapsamaktadır. Anadolu insanı, Mûceddidiyye'nin buraya ulaşmasından yaklaşık iki yüzyıl kadar önce Nakşbendîlik'le tanışmıştı. Ancak, orada varolan bu silsileden farklı olarak, Muhammed Murâd-ı Buhârî (ö. 1132/1720) ve Yekdest Ahmed Curyânî (ö. 1119/1707-8) gibi iki Orta Asya kökenli şeyhin gayretleri ve onların vekilleri vasıtasıyla Müceddidîlik'îe de tanışmış oldu.
Bu çalışmamızın Birinci Bölüm'ünde, Müceddidiyye'nin tarihî serüveni, ortaya çıkışı ve yayılışı özet bir şekilde ele alınmıştır. İkinci Bölüm'de, Müceddidiyye'nin Anadolu'ya girişi, oradaki temsilcileri tespit edilmiş ve bu şahısların hayatları, eserleri, ilişkileri ve etkileri sunulmuştur. Üçüncü Bölüm'de ise, Anadolu'daki Müceddidîlerin bazı konulardaki görüşlerine yer verilmiştir. Bu görüşler, genelde tasavvuf! konularda olmakla birlikte, "kıyamet alametleri" gibi bazı kelamı konuları da kapsamaktadır. Şüphesiz, bu çaışma hatalardan hali ve alanında son nokta değildir.
Bu çalışmayı hazırlarken, öncelikle değerli işaretleri ve yorumlarıyla ufkumu genişleten danışman hocam Prof. Dr. Ethem CEBECÎOĞLU'na, tez izleme jüri üyeleri Prof. Dr. Mehmet AKKUŞ ve Doç. Dr. Mustafa AŞKAR'a, beni bu alanda çalışmaya teşvik eden Doç. Dr. Erhan YETİK'e teşekkür borçluyum. Ayrıca, çalışmamızın çeşitli aşamalarında şahsî kütüphanesinden yararlandığım ve görüş alışverişinde bulunduğum Dr. Necdet TOSUN ve Dr. Necdet YILMAZ'a, mesâi arkadaşlarım Ar. Gör. Ahmet Cahid HAKSEVER ve Ar. Gör. Ali ÖZTÜRK'e teşşekkür ederim.
Halil İbrahim ŞİMŞEK