T.C
MARMARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İLAHİYAT ANABİLİM DALI TASAVVUF BİLİM DALI
MEHMED NURİ ŞEMSEDDÎN EFENDİ'NİN HAYATI ESERLERİ VE TASAVVUFİ GÖRÜŞLERİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Mustafa AKTAN
Danışman: PROF. DR H. KAMİL YILMAZ
İSTANBUL, 2004
GİRİŞ A. XIX. YÜZYILIN SİYASİ VE SOSYAL DURUMU:
Mehmed Nuri Şemseddîn en-Nakşibend'in içinde yaşadığı XIX. yüzyıl Avrupa'da teknik, coğrafî ve fikri bakımdan hızlı gelişmelerin olduğu, Batı toplumlarının yükselip Osmanlı'nın değer ve prestij kaybettiği bir dönemdir. Osmanlı Devleti bu yüzyılda kuruluşundan itibaren en sıkıntılı devresini yaşamıştır. Gerek askerî alanlarda, gerekse toplum hayatını ilgilendiren her türlü idâri, iktisadî, içtimaî vb. sosyal alanlarda, aşırı Batı hayranlığı sonucu yapılan ıslahatlar ve yenilikler bu büyük devletin, bir sonraki yüzyılın hemen başmda ki çöküşüne engel olamamıştır. Tarihçiler larafindan "Gerileme dönemi" olarak adlandırılan bu dönemde devletin üst düzey yetkilüerinin Avrupa ziyaretlerinden edindiği bilgiler, etnik hareketler ve dış devletlerin baskılarıyla, devletin siyasi yapışım ve halkın yaşam standartlarını etkileyen birçok yenilikler yapılmıştır. Ancak modernleşme adına yapılan bu hareketler Osmanlı toplumunun yapısı dikkate alınmadan yapıldığı için adetâ bir kan uyuşmazlığı neticesi gibi başarısız olmuştur.1
Bu yüzyıla m. Selîm'in (1789-1807) padişahhğıyla giren Osmanlı Devleti, Nizâm-ı Cedîd ordularının Akdeniz'de ki başarısından sonra çıkan "Kabakçı" isyanıyla, padişahı Sultân IH. Selim'i kaybetmiş, yerine inkılapçı ve aşırı modernleşmeci tavırlarıyla meşhur olan Sultan II. Mabmûd (1808-1839) geçmiştir. Bu dönemde askeri alanda büyük başarısızlıklar vardır. Osmanlı Devleti Ruslara mağlup olmuş, Fransız İhtilalinden doğan etnik fikirler sonucu Osmanlı bünyesinde bulunan Yunanlılar ve Suplar ayaklanmış ve bunun akabinde Yunanistan bağımsızlığını ilan etmiş, devletin politikalarmı beğenmeyen Kavala'h Mehmed Ali Paşa iç isyan maksadıyla Mısır'dan İstanbul'a kadar üerlemiştir. Bu devrin en önemli olaylarından biri ise bir modernist olan Sultan II. Mahmûd'un "Vak'ay-ı Hayriyye" denilen olayla askeri başansızlıklann ve iç isyanların sebebi olarak
1 Hür Mahmut Yücer, 19. yüzyılda Osmanlı Toplumumda Tasavvuf, s. 53-59, İnsan Yay., İstanbul 2003
gördüğü "Yeniçeri Ocağım" kaldırmasıdır. Bektaşî tarikatına mensup olan Yeniçerilerin kaldırılması o dönem itibariyle tasavvufi camiaya sarayın bakışı açısından önemlidir. Çünkü E. Mahmûd'un genel anlamda baza tasavvufî kurumlarla problemleri olmuş, Bektaşî ve Hâlidîlerin ileri gelen zatlarını İstanbul'dan sürgüne göndermiştir.2 Ancak bu olaylar Sultan II. Mahmûd'un tasavvufa ve tarikatlara karşı bir padişah olduğu anlamına gelmemektir. II. Mahmûd İstanbul'da bulunan diğer tarikatlarla iyi ilişkilerde bulunmuş ve hatta bu tarikat şeyhlerinden ve ulemâdan, yapmış olduğu reformlara destek sağlamıştır.3 Çünkü ulemâ ve meşâyıh, Kur'ân-ı Kerim'in hükümlerine aykırı görmedikleri yeniliklere tepki göstermemişlerdir.
Bunlarla beraber Sultan EL Mahmûd çok güvendiği bazı mutasavvıfları önemli görevlere de getirmiştir. Mehmed Nuri Şemseddîn en-Nakşibend'i saray mûlâkâtmdan sayılan Beşiktaş Yahya Efendi Tekkesi'ne4 ve onun mürşidi ve üvey babası olan Hacı Mehmed Saîd Efendi'yi Kırşehir'de bulunan Hacı Bektâş-ı Velî Tekkesi'ne görevli olarak tayin etmiş ve onun idareciliğine güvenerek Bektaşî dedelerinin ve çelebilerin taşkın davranışlarda bulunmasını engellemeye çalışmıştır.5
Yeniçerileri lağv etmesiyle toplum içinde ki siyasi gücün batıda eğitim gören bürokratlara geçmesine sebep olan II. Mahmûd, ayrıca bu dönemde ilköğretimi mecburi hale getirmiş, yeni sivil okullar açmış, yeni fabrikalar tesis ettirmiş, resmi üniformalar, fes vb. kıyafetlerin giyilmesini mecburî hale getirmiş ve tören mangaları kurmuştur. Ancak H Mahmûd'un yapmış olduğu bu ıslahatlar, asıl mahiyeti değil de görünüşü değiştirmeye yönelik olduğundan başarılı olamamıştır. Ayrıca Batıya benzemeye yönelik olarak yapılan bu ıslahatlar, artık Osmanlı'nın batinin hakimiyetini manevî açıdan kabul ettiğinin resmi olmaktadır.6
XIX. asrın üçüncü padişahı, Mehmed Nuri Şemseddîn Efendi'ye gönülden bağlı olan ve ara sıra ziyaretine gelen7 Sultan Abdülmecîd'dir.(1839-1861) Daha tahta ilk çıktığında Tanzimat Fermanı'nı imzalamak zorunda kalan, daha sonra Kırım harbi nedeniyle Ruslarla savaşırken, Fransız ve îngilizler'den yardım alması sonucu,
2 Yücer, a.g.e. ,s. 63
3 Yücer a.g.e., s.63-65
4 Hüseyin Vassâf, Şefime, c.11, s. 68, çev. MAkkuş, A.Yılmaz. Sena Neşriyat, İstanbul 1990. H. Hâki
Bey, Zerîat-i Kemâl îî Terceme-i Hâl, s.13-14, Divan Edebiyatı Müzesi Küt. Nu: 625.
5 H. Hâki Bey, a.g.e.,s33.
6 Yücer,a.g.e., s. 61
7 H. HâH Bey, a.g.e., s. 19
onların isteğiyle Islahat Fermanı'nı kabul eden Sultan Abdülmecîd'de Bati hayranı padişahlar arasında bulunmaktadır. Onun döneminde de devletin hızlı çöküşü, savaş başansızlıkları ve iç çalkantılar devam etmektedir. Üân edilen fermanlarla Osmanlı Devleti azınlıklara önemli haklar vermiş ve bu durum, halk arasında huzursuzluklara sebep olmuştur. Sultan Abdülmecîd'de E. Mahmûd gibi devletin bekasım korumak için ilmî, idâri, askerî ve içtimaî ıslahatlara devam etmiştir. Bu dönemde Osmanlı Devleti yapılan yeniliklerin mâlî kaynaklarını karşılamak için ilk kez dış devletlere borçlanmıştır. 22 sene tahta kalan Sultan Abdûlmecîd 1861'de vefat etmiş ve yerine Sultan Abdülazîz (1861-1876) geçmiştir. Sultan Abdülazîz, tasarruf tedbirleriyle devletin ekonomisinde biraz iyileşme sağlasa da daha sonra yaptığı Avrupa seyahati neticesinde ülkeyi Bati toplumları seviyesine çıkarabilmek için yeni reformlar yapmıştir. Bu dönemde sanayi eğitimini artırmak için meslekî ve teknik ağırlıklı okullar açılmış, askeri ihtiyaçları karşılamak için hem okullar açılmış, hem de dış devletlerden silah alımına gidilmiş, bunların yanında devletin ihtişamım korumak maksadıyla saraylar ve kasırlar yaptırılmış ve bunların sonucunda Osmanlı Devleti önceki borçlu haline geri dönmüştür.
Mehmed Nuri Şemseddîn en-Nakşibend'in yaşadığı dönem içinde gördüğü son padişah olan Sultan Abdülazîz, Osmanlı toprakları içinde devam eden Bulgar, Yemen, Girit isyanları, halkın yabancılara verilen haklardan ve dış devletlerin yönetime müdâhalelerinden duyduğu rahatsızlık ve iç karışıklıklar neticesinde hal' edilmiştir. Daha sonraki dönemde ise Osmanlı'nın çöküşü biraz yavaşlamakla beraber devam etmiş, ancak bu yavaşlama süreci Birinci Dünya Savaşı'na kadar sürmüştür.
Bu asrın özellikle ikinci yarısından itibaren daha önce yapılan sosyal alanlardaki ıslahatların sonuçlan ve etkileri görülmeye başlamış, batıda eğitim gören bürokratlar ülkeye dönmüş, açılan yeni okullar nedeniyle medreseler ve ilmiyye sınıfı önemini kaybetmiş ve toplum içinde çeşitli etnik ve ideolojik fikir hareketleriyle, devletin kurtuluşunu batıcılık anlayışmda gören gruplar ortaya çıkmaya başlamıştır.8 Ve bu gruplar çeşitli alanlarda tartışarak Osmanlı içinde huzursuzluklara neden olmuşlardır.
İsmail KARA, İslamcıların Siyasi Görüşleri, s. 17,, Dergah Yay., İstanbul 1994
Sonuçta bu ülkeye giren yeni akımlar ve fikirlerle, toplumun benimsediği norm değerler arasmda olan farklardan dolayı Osmanh toplumu bu yenilikleri hazmetmekte çok zorlanmıştır. Toplumun bu yeni yapıya alışma süresi esnasında, Bati. devletleri yeni sanayi hamleleri ve devrimleriyle Osmanh ile arasmda bulunan farkı daha da açmış ve yakalanması zor bir seviye elde etmiştir.
Bütün bu yapılanların sonunda Osmanh toplumu nasıl değişim göstermişse, toplum içinde önemli bir dinamik olan tasavvuf hayatı, tarikatlar ve tekkeler de bu değişimden etkilenmişlerdir. Asrm başlarında sanafeal alanlarda adetâ üretim merkezi olan, toplumun her kesimine yol gösteren, ilim ve kültür merkezi hüviyetinde bulunan tarikatlar ve tekkeler asrın sonuna doğru diğer sosyal kurumlar gibi değişime uğramışlar ve bir kısmı öz benliklerini korayamamışlardır.9 Mehmed Nuri Şemseddîn en-Nakşibend, 1864 yılında vefat etmiş olduğundan yaşanılan bu değişimin sosyal etkilerini hayatında çok fazla hissetmemiştir.
B. KAYNAKLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Mehmed Nuri Şemseddîn en-Nakşibend, gerek eserleri gerek fikirleri ve gerekse tasavvufî duruşu açısından 19. yüzyılın önemli şahsiyetlerinden biri olmasına rağmen, hayati hakkında son dönem temel tasavvuf tabakâti kaynakları arasında çok fazla bilgi yoktur. Onun yaşadığı dönemden sonra yazılan tasavvuf tabakâti kaynaklarından "Sefinetü'l-Evliyâ", "Osmanlı Müellifleri", "Sicill-i Osmânî" vb. gibi eserler, Mehmed Nuri Efendi hakkında fazla detaylı bilgi vermemiş, sadece doğumu, vefatı, görevi ve eserleri hakkında birkaç satir bilgi ile yetinmişlerdir.
Sultan II. Mahmûd tarafından Yahya Efendi Tekkesine türbedâr olarak atanmasıyla İstanbul'un merkezi yerlerinden biri olan Beşiktaş'ta manevî ve tasavvufi hayati yeniden canlandıran10 Mehmed Nuri Efendi, vermiş olduğu dersler, yapmış olduğu vaazlar ve Miftâhu'l-Kulûb adı altında toplanmış olan ve içerisinde "Miftâhu'l-Kulûb, Murakabe, Pendiyye ve Vasiyyetnâme" risaleleri bulunan eseriyle
9 Yücer, a.g.e., s. 67
10 Nezihe ARAZ, Anadolu Evliyaları, Kubbealü Yay., İstanbul 1988
4
de döneminde meşhur olmuştur. Onun vefatından sonra müridleri tarafından tab edilen bu eserin baş tarafına eklenen birkaç sayfalık hâl tercemeleri, bizlere Mehmed Nuri Efendi hakkında önemli bilgiler vermektedir.
Bizim bu çalışmamızda en önemli kaynağımız ise, Mehmed Nuri Şemseddîn en-Nakşibend'in müridi olarak yanında bulunmuş, onun halifesi ve damadı Hacı Nuri Efendi tarafından ev halkından sayılacak derecede tekkeye yakın olan,11 "Doktor Hüseyin Hâki Bey"12 tarafından yaklaşık olarak (h.1313 - m.1896) yıllarında kaleme aldığı ve mürşidi Mehmed Nuri Şemseddîn en-Nakşibend'in hayatini anlattığı "Zerîat-i Kemâl Fî Terceme-i Hâl" adlı eseridir. Bu eser Divan Edebiyatı Müzesi Kütüphanesinde 625 envanter numarasıyla kayıtlıdır. Dış hacmi 215-185 mm., sayfalan ise 181-121 mm. olan bu kitap bulunduğu müzede tarihi eser statüsündedir. Özenli bir Rika hattıyla 104 sayfa olarak hazırlanmıştır. Çalışmamızın sonuna önce, tam metninin transkripsiyonlu halini ve sonra orijinal tam metnini eklediğimiz bu eser, bizim ana kaynağımız olmakta ve bize Mehmed Nuri Şemseddîn Efendi ve yaşadığı dönem hakkında önemli bilgiler vermektedir.
11H.Hâki Bey, Zerîat-i Kemâl Fî Terceme-i Hâl, s. 41
12 Hüseyin Hâki Bey ve yazmış olduğu eser hakkında bilgi, dördüncü bölümde "Müellif' ve "Eserin
Değerlendirilmesi" başlığı altında verilmektedir.